Geçmiş on yılların en büyük sorunlarından biri çarpık kentleşmeydi. Acil konut ihtiyacını gidererek günü kurtarmaya odaklı plansız şehirleşme; uzun vadede trafik, altyapı yetersizlikleri, sosyal eşitsizlikler, suç, çevre sorunları gibi birçok problem doğurdu. Bugünkü sorunlarımızın köklerini bu çarpık kentleşme sürecinde aramak mümkün. Çarpık kentleşmenin yarattığı derin sorunlara çözüm bulmak bugün artık çok daha zor ve maliyetli. Bugün benzer bir tabloyu dijitalleşme alanında gözlemlemek mümkün. Tıpkı plansız kentleşme gibi plansız dijitalleşme de kurumları, bireyleri ve toplumu uzun vadede büyük risklerle karşı karşıya bırakıyor. Bu yeni süreci de çarpık dijitalleşme olarak değerlendirebiliriz.
Çarpık dijitalleşmenin ilk ve önemli belirtisi, bir dijital dönüşüm stratejisinin olmamasıdır. Bir strateji olmaksızın, bir ihtiyacı ortadan kaldırmak adına yeni bir çözüm(!) geliştirmek veya satın almak uzun vadede birbirine entegre olamayan, yamalı bohça misali çözümler ortaya çıkaracaktır. Oysa burada yapılması gereken, geliştirilecek veya devreye alınacak çözümün kurumun dönüşüm stratejisi içerisinde nereye oturduğunun baştan etraflıca değerlendirilmesidir. Bugün, maalesef birçok kurumun bir dijital dönüşüm vizyonu geliştirmeden moda olan uygulamaları kısa vadeli ihtiyaçları gidermek amacıyla devreye aldığını gözlemlemek mümkün.
Altyapı eksikliklerini çarpık dijitalleşmenin diğer bir belirtisi olarak değerlendirebiliriz. Güçlü bir siber güvenlik altyapısı ve bilinci olmaksızın büyük yatırımlar gerektiren dev çözümler, yapay zekâ uygulamaları, akıllı şehir projeleri yürütülebiliyor. Bu da sürdürülemez, kırılgan, büyük güvenlik risklerini barındıran ve maalesef çoğu zaman işlevsiz dijital yapılar üretiyor. Bu tür yapıları, gerekli ulaşım, kanalizasyon, afet müdahale altyapısı olmayan bölgelere dikilen gökdelenlere benzeyen, dijital gökdelenler olarak tanımlayabiliriz. Bu tür uygulamalara yönelen kurumlar genellikle yatırım imkanlarına sahiptir, bununla birlikte çeşitli sebeplerle bir dijital dönüşüm stratejisi gereksinimini görmezden gelerek, hızlı dijital büyümeye ve vitrine odaklanmışlardır.
Çarpık dijitalleşmenin bir başka boyutunu da eşitsizlik olarak değerlendirmek mümkün. Tıpkı çarpık kentleşmenin gettoları olduğu gibi, dijitalleşmenin de dışarıda bıraktığı kurumlar ve kitleler var. Bu durumda olan kurumların erişebilecekleri insan kaynağı sınırlı; çözümler de son derece niteliksiz, entegrasyon ve bilgi güvenliği imkanlarından yoksundur. Dijital dönüşüm stratejisinden daha fazla maliyet odaklıdırlar. Dijital imkanlar; genellikle gündelik problemleri bir şekilde çözebilmek için devreye alınmış veya geliştirilmiş, günden güne yönetilemez hale gelen yama çözümlerden oluşur. Bu tür yapıları da kendine özgü sürdürülebilirlik ve güvenlik problemleri olan dijital gecekondulara benzetebiliriz.
Sonuç olarak, çarpık dijitalleşme ne şekilde tezahür ederse etsin, kurumun ve ülkenin kısıtlı kaynaklarını ziyan edecek potansiyelde önemli bir risk olarak önümüzde durmaktadır. Bu risklerin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini ülkemizin gündemini meşgul eden bilgi güvenliği ihlallerini takip ederek kestirmek mümkün. Çarpık kentleşmeye karşı imar planı, altyapı yatırımı ve uzun vadeli şehircilik vizyonu nasıl şartsa; çarpık dijitalleşmeye karşı da planlı dijitalleşme kaçınılmazdır. Bunun için yapılacak çalışmalar; belli bir strateji dahilinde yürütülmelidir. Bu strateji ele alınırken yalnızca, teknolojik değil insan odaklı çözümleri de ele almak; eğitim, güvenlik, sürdürülebilirlik gibi kavramları ihmal etmemek gerekir. Dijitalleşme, ancak bu şekilde sürdürülebilir, kapsayıcı ve işlevsel bir boyuta ulaşabilir. Aksi halde; bugünün parlak projelerinin, yarının dijital enkazlarına dönüşmesi kaçınılmazdır.